Yat İnşasında Antalya, Türkiye’nin Gözbebeği
|Denize kıyısı olan ülkelerin çoğunda geçmişten günümüze denizcilik kültürü önemsenirken, ülkemizin ve ülkemiz insanın deniz kültürüyle ilgisi daha çok ‘seyretmek’ üzerinden şekilleniyor. Deniz sporları ise her daim ‘zengin sporu’ olarak değerlendiriliyor.
Sektörde faaliyet gösteren firmalar bir yandan ülkemizin denizcilik sektörüne katkı sunup, dünyayla rekabet edecek üretimlere imza atarlarken bir yanda da denizcilik kültürünün geliştirilmesi konusunda çalışmaları yapıyorlar. Yine de sektörün gündem olması, denizin toplumsal hayatımızdaki yeri kadar…
Businessantalya olarak bu ayki röportajımızı, bir deniz kenti olan Antalya’nın ve ülkemizin adını, lüks yat sektörüne altın harflerle yazdıran Sarp Yat’ın genç yöneticisi Emre Şandan’la yapalım istedik. Şandan’la hem lüks yat sektörünü, denizcilik kültürümüzü ve geçen yıl devraldığı ASBİAD başkanlığını konuştuk.
Röportaj: Seher Özen Karadeniz / BusinessAntalya.Com
Kısaca sizi tanıya bilir miyiz?
İstanbul’da doğdum. 1989 yılında babanım işi nedeniyle Antalya’ya yerleştik. 1998 yılında Yıldız Teknik Üniversitesi Gemi Makineleri ve Gemi İnşaatı Mühendisliği bölümünü kazanınca tekrar İstanbul’a döndün. Mezun olur olmaz, yine İstanbul’da 2004 yılında tersane müdür yardımcısı olarak çalıştım. 2008 yılında Antalya’daki Peri Yatçılık’ta proje sorumlusu olarak işe başladım. Aynı şirket ikinci bir tersane kurunca bu kez orada görev aldım. Sonrasında ise Eti Şirketler Grubu’ndan Füruzan Kanatlı ile yeni kuracakları yat inşaa tersanesi için görüştük ve Eti Grubun’da transfer oldum. O dönemde 46 metrelik bir yat yaptık bir kaç tane de bakım- tutum faaliyeti yaptık.
Hibrit Yatlar Geliyor…
Sarp Yat geçtiğimiz yıl ürettiği ‘La Passion’ adlı yatıyla, dünya yat sektörünün ‘Oscar’ı olarak kabul edilen ‘Neptün heykeli’ ödülünü aldı. O günden bu güne neler yaptınız?
Evet, ilk yaptığımız tekne dünyada kazanılabilecek bütün ödülleri aldı. İtalya, Almanya, İngiltere, Fransa ödül aldığımız ülkelerden. İlk teknemizin dış tasarım projesi Gemi İnşaat Mühendisi Tanju Kalaycıoğlu’na aitti. Yatın inşasını da kendisi yaptı. Onun dışında kalan her şey tersanenin teknik ekibi tarafından yapıldı. İç tasarımını ise ünlü İngiliz tasarımcı Adam Lay yaptı. Bu proje oldukça ilgili gördü. Antalya ve Türkiye’den de çok olumlu tepkiler aldık.
Ardından yeni bir projeye başladık. Yeni teknolojiyle üretilen hibrit arabalar ilgimizi çekince; neden biz bunun Türkiye’deki ilk uygulayıcılarından biri olmayalım dedik ve 26 metrelik 2 adet hibrit, denizde elektrikle çalışan özel yatlar üretmeye başladık. Güneş enerjisiyle aküleri doldurduktan sonra yol alabilecek, hem de jeneratörden elde edilen elektrikle seyir yapabilecek, gerektiğinde de ana makineleriyle seyredecek. Bu yatların güzelliği ise hiçbir zehirli gaz çıkarmadan, hiçbir ses çıkarmadan denizde yol almaları. Proje tamamlandığında Türkiye’de seri imalat olarak bunu yapabilen ilk ve tek tersane olacağız.
Proje için; mühendis, mimar ve tasarımcıdan oluşan sekiz kişilik bir ekip çalışıyor. Teknelerin ilk imalatları için öngördüğümüz üretim maliyeti; 4 milyon Euro. Satış fiyatımız tam olarak maliyet ortaya çıkınca belli olacak. Ayrıca Mayıs ayında da aynı teknikle 1 adet 60 metrelik bir teknenin yapımına başlayacağız.
Siz aynı zamanda Antalya Serbest Bölge İşadamları Derneği (ASBİAD) yönetim kurulu başkanısınız, yat üretimi sonrasında denize indirme, denizde bakım ve donatım konusunda yaşadığınız alt yapı sorunlarının giderilmesi konusunda da çalışıyor musunuz?
Biliyorsunuz burayı kurucu ünvanıyla 22 yıldır ASBAŞ işletiyordu. Geçen yıl 19 yıllığına tekrar göreve geldi. Bu göreve yeniden talip olurken de gemi ve yat sanayi için yaklaşık 6 milyon dolarlık yatırım yapmayı taahhüt etti. İşletme yaklaşık bir yıldır hangi boyuta kadar bu alanda yat üretilebilir, bunu denize atıp, karaya alınması ve bakım-tutum faaliyetlerinin nasıl gerçekleştirebileceğine ilişkin ciddi araştırma yapıyorlar. Bu çalışmalar hem büyükşehir belediyemizin, hem valiliğimizin bilgisi dahilinde yapılıyor. Çok kısa bir sürede Antalya Serbest Bölgesi yaklaşık 80 metrelik yatların atılıp karaya alınabildiği, bakım-tutumlarının yapıldığı bir yer haline gelecek. Akdeniz çanağına baktığınızda, bu kadar büyük, 13-14 tersanenin beraber bulunduğu başka bir yer yok.
Bu nedenle de Antalya ve Antalya Serbest Bölgesi sadece Türkiye için değil, dünyanın en önemli yat bakım-tutum merkezlerinden biri haline gelecek. Çalışmaların yaklaşık 2-3 sene içinde tamamlanacağını tahmin ediyorum.
Bu sürecin hızlanmasında sizin aldığınız ödül de etkili olmuş mudur?
Direkt bir etkisi olmuştur diyemem ancak burada yapılan işlerin kalitesinin bir göstergesi oldu. Yat inşası ve bakım-tutumu konusunda Antalya Türkiye’nin gözbebeği ve hem yerel hem de merkezi idarenin bunun farkında olduğunu düşünüyorum. O farkındalıkla bu çalışmaların yürütüldüğü inancındayım.
“Türkiye, yat inşaa sanayinde dünyada 4. sırada.”
Lüks yat üretimi konusunda Türkiye ne durumda?
Türkiye olarak yat inşaa sanayinde dünyada 4. sıradayız. Yat üretiminde sayı olarak İtalya birinci, kalite söz konusu olduğunda da Hollanda başta geliyor. Özellikle 80 metre civarındaki yat üretiminde Hollanda 1. sırada yer alıyor. Genel sıralamada ise Hollanda, İtalya, Almanya ardında da biz geliyoruz.
Bizim sektörümüzde en önemli konulardan biri fiyat-kalite parametresi. Biz Hollandalılara göre, Almanlara göre neredeyse yüzde 50 daha ucuza benzer kalitede yatı üretebiliyoruz. Özellikle bu dönemde herkes kabul edilebilir iyi bir kaliteyi, uygun fiyata almayı tercih ediyor. O nedenle, bu tutumumuzu koruduğumuzda yakın süreler zarfında zirveyi zorlayabiliriz.
Şu anda yurtdışında bizim mühendislerimiz tercih ediliyor. Hollanda ve Almanya çok fazla mühendisimizi, çok uygun rakamlara transfer etti. Baktığınızda denizciliğin temelleri Hollanda ve İngiltere’de atılmıştır. Eskiden dedesinin, babasının çalıştığı yerde çocuklar da çalışıyordu. Son on senede Hollanda’daki gençler buna eğilim göstermiyorlar. Bu onların çok ciddi sıkıntısı ve bu açıklarını Türkiye’den transfer ettiği işgücü ile kapatıyorlar.
Devletin sektöre desteği var mı?
Devletin bu konuda bir çabası var. Bir dönem Tuzla’daki tersaneleri iş olmadığı dönemde destekledi. Hem çalışanlara, hem bazı projelere verilen destekler var. Ancak bunlar kısa vadeli çözümler ve yararlanabilen belirli bir kesim var. Bunun bir vizyon olarak ortaya konulması ve sürekli olması, nereye gittiğinin adım adım izlenmesi gerekiyor. Bizdeki günü kurtarma politikası olarak gerçekleşiyor. Hepimizin en büyük eksikliği bu bence. Planlarımız çok kısa süreli, uzun dönemli ve bunu da tabana yaydığımız bir politikamız yok.
Dünya’da yat ve tekne endüstrisi ne durumda? Halihazırda sektörün büyüklüğü nedir?
Dünya’da toplamda süper yatta ortalama 3.500-5.000 müşterimiz var. Bunlar bilinenler, bir de bilinmeyenler var. Zengin hiçbir zaman oyuncağından vazgeçmez, hep bir yat arayışı içinde olur, sonra da onu alır. O almazsa, başkası alır. Öyle bir sektör. Her zaman birilerinde para olacak ve yat yaptırmak isteyecek.
Problem; şu anda dünyada ortalama devam eden 800 proje var. Ancak çok fazla tersane var. Yaklaşık 400-430 kadar aktif olan tersane bulunuyor. Dolayısıyla her bir tersanenin ortalama elinde 2 projesi olması gerekir. Ama bir bakıyorsunuz tersanenin birinin elinde 16 proje var, bir diğerinde 8 tane, 14 tersanede de proje yok.
İnsanlar seçim yapıyor. Kimi kaliteyi tercih ediyor, kimi fiyatı, kimisi de coğrafi yakınlığı tercih ediyor. Coğrafi, siyasi ve ekonomik güvenliği dikkate alarak tercih yapıyorlar.
İtalya, 2010’daki krizden ve dönüşümden çok etilendi, yüzde 35 geriledi. Bizim sektörde fiyatı ucuzlatarak kaliteden taviz vererek pazara girmeye çalışanlar kaybediyor. Çünkü bunun bir sonu yok. Her zaman ucuzun ucuzunu bulabilirsiniz. Politika, en ucuzu yapmak olmamalı. En iyisini, en iyi fiyata yapmak olmalı, Hollandalılar da bunu yapıyor. Onlarda bir gerileme yok. Daha çok 100-110 metrelik yatları yapıyorlar. Almanlar ise Ruslara ve Arap Şeyhlerine 160-170-180 metrelik tekneler yapıyorlar. Onun da alternatifi yok. Yani 650 bin Euro verip de 180 metre en iyi kalitedeki yatı Almanya’dan alabiliyorsunuz. Ne zaman en iyi kalitede yat üretirseniz, o zaman vazgeçilmez oluyorsunuz. Ama İtalya gibi, Türkiye gibi ucuzlatarak iş yapmaya çalıştığınızda bir gün bunun sonu gelir.
“Uzun dönemli stratejiye inanıyoruz.”
Sarp Yat nasıl bir strateji ile bu pazarda yer alıyor?
Özellikle uzun dönemli stratejiye inanıyoruz. Bu sektörde uzun dönemde varlık sürdürmek için markalaşmak gerektiğine inanıyoruz. Markalaşmadan, bir isim olmadan kolay yollu para kazanılmayacağına, kazanılsa da bu başarının kısa dönemli olacağına inanıyoruz. İlk kurulduğumuz günden beri uzun dönemli stratejilerle yürüyoruz. O nedenle en ucuzunu yapmaya çalışmadık. Elimizdeki şartlarla en iyisini yapmaya çalıştık. Ödüller de böyle geldi.
Turizmdeki dalgalanmalar sizi ne kadar etkiledi?
Bizi etkileyen tarafı şu oldu: Coğrafi nedenle güvenli bulmadıkları için gelmediler. Ayrıca ekonomik istikrar da önemli, bu anlamda da etkilenenler oldu. Yakın zamanda 60 metrelik yaklaşık 45-50 milyon Euroluk bir işimiz vardı. Son ikiye kalmıştık, biz ve İtalya, İtalya’da kaldı. Bize, güvenlik nedeniyle İtalya’yı tercih ettik dediler. Bu bizi çok üzdü elbette ki.
Antalya’ya yapılması düşünülen kruvaziyer ve yat liman kompleksi projesi hakkında ne düşünüyorsunuz? Tamamlandığında sizin işlerinize katkısı ne olur?
Antalya Serbest Bölgesi’nin yanında bir liman ve marina oluşturulacak, hemen serbest bölgenin çıkışında. Bunun da Lara tarafında yapılacak olanın da şehre katkısı olacaktır. Ancak altyapının da bunlara uygun olarak ele alınması gerekir. Yoksa kruvaziyer gelmez. Bunun yanında dış ilişkilerinizi de iyi kurgulamazsanız yine kimse buraya gelmez.
“Biz de bir deniz kültürü yok aslında.”
Üç tarafı denizlerle çevrili bir ülkede yaşıyoruz ancak denizle aramız bir İtalyan bir İspanyol kadar iyi değil? Antalya denizden yeterince yararlanan bir kent mi sizce?
Ben, deniz kültürümüzün rakı-balıktan ibaret olduğuna inanıyorum. Deniz denince, herkesin aklına bu ikili geliyor. Biz de bir deniz kültürü yok aslında.
Niye yok?
Çünkü bu bir alışkanlık, eğitim, kültür meselesi. Siz bunu insanlara belli bir yaklaşımla vermezseniz, alamazsınız. Bireysel olarak bu alanda; yelken kulüpleriyle, çocuklara verilen eğitimlerle, bir kültür oluşturmaya çalışanlar var. Ancak çok net olarak bunun bir devlet politikası olduğunu söyleyemeyeceğim.
Deniz kültürünün okulda verilmesi gerekir. Bunların hiçbiri büyüdükten sonra edinilecek şeyler değil. İnsanlar belli bir yaşa geliyor. Parası var, tekne alıyor. Yaptığı tek şey teknede arkadaşlarını toplamak.
Eğitim sistemimizi bu anlamda da yeniden ele almamız gerekiyor.
ASBİAD başkanlığında 1 yılı neredeyse geride bırakacaksınız neler planladınız ve bu sürede neleri hayata geçirdiniz?
Ekip olarak çok ciddi bir çalışma yaptık. Öncelikle mevcut üyelerimizle iletişimi kuvvetlendirdik. Yeni birçok üye kazandırdık. Üyelerimizi bir araya getirdiğimiz çok sayıda toplantı düzenledik. İhtiyaçların ve problemlerin neler olduğunu tesbit ettik. Problemlerin çözümüyle ilgili yetkililerle görüştük. Antalya’daki bir çok işletmeyle; okul, hastane, restoran, otel, spor salonları gibi, serbest bölgede çalışan yaklaşık 4.000 personelimiz ve birince derecedeki akrabalarına bu işletmelerden indirimler aldık ve bu indirimlerden yararlanmalarını sağladık. Dernek olarak dijital dünyadaki varlığımızı da gözden geçirdik. Sosyal medya hesapları açtık, sitemizi yeniledik. İletişim ağımızı güçlendirdik.
Özellikle serbest bölgedeki Acil Eylem Planını önemsiyorduk. Onun yapılmasının takipçisi olduk, yaptılar. Geçtiğimiz günlerde gerçekleşen yangından önce yapılmıştı. Ciddi bir yangındı. Ancak yangının çıktığı alanlara komşu şirketler ciddi kurumsal firmalardı ve acil eylem planlarını hemen devreye sokarak yangının büyümesine engel oldular. Kalan bir yıllık süreçte de benzer çalışmaları yapmaya devam edeceğiz.
“Doğada, doğanın bir parçası olmayı seviyorum.”
Denize açılır mısınız? Sizin de bir tekneniz var mı?
Babamın bir teknesi var. Ben de onlarla birlikte açılıyorum. Babam iyi bir denizcidir. Sekiz ay denizde kalıyor. Şimdi torunları oldu da o kadar uzun kalamıyor.
Nerelere gidersiniz?
Doğayı seviyorum. Sekiz-on sene dağcılık yaptım. Doğada yapılan her sporu yapıyorum. Doğada, doğanın bir parçası olmayı seviyorum. İnsanların doğaya ait olduğuna da inanıyorum. Şu anda içinde bulunduğumuz hayatı yapay buluyorum. Çok gezerim. Genelde gittiğim yere bir daha gitmem. Yeni yerleri görmeyi tercih ederiz. Deniz üzerinden yaptığım turlar da oldu. Ancak şimdi yoğun çalıştığımız için denizde uzun süreli kalmam çok mümkün olmuyor.
Antalya’da en çok vakit geçirdiğiniz yer neresi?
Antalya’da hiç kimsenin olmadığı, dağ taş olan yerlerde dolaşıyorum. Bazen motorla yalnız çıkıyorum. Bazen de ailemle beraber çıkıyoruz. Antalya’nın doğası inanılmaz güzel. Bir sürü el değmemiş kamp alanı var. Oralara gidiyoruz.
Antalya’nın kent merkezinde nereleri tercih edersiniz?
Kalabalık olmadığı dönemlerde hafta içi olursa Kaleiçi. Hafta sonları da kimi zaman Duacı köyü tarafında bir çiftlik var, kahvaltı etmeye oraya gidiyoruz. Rahat bir mekan, çocuğumla top oynayabiliyorum, doğada yürüyüş yapıp dönüyoruz. Bazen de Çakırlar tarafındaki mekanlara gidiyoruz.